21 Ekim 2011 Cuma

ÖLÜME İNAT


Son günlerde etrafımda kol gezen ölüme inat yaşam kırıntıları bulmak için sokaklardayım. Birinci durak, Cihangir Roma Parkı. Parkta küçük insan grupları. Henüz yürüyemeyen oğlunu pusetiyle güneşe çıkarmış bir baba, sıcak öğle güneşinde aşklarını dinlendiren gençten çiftler ve çocukları okuldan dönmeden birer bardak koyu çayla muhabbete iyice sardırmış iki anne. Çorapları fora etmiş onlardan bir tanesi, ayak parmakları bordo ojeli, dikkatlice bakınca bana benziyor galiba. Ve kadınların karşılarında manzara. Kurşun kalemlere benzeyen sipsivri minareleriyle İstanbul. 


-Olan bitenler çok hüzünlü. Barışı değil ölümü konuşmak zor olmalı öyle değil mi, diyor kadınlardan üst üste sigara yakıp, çayını sigarayla şenlendireni.
-Ölüm her an bize de denk gelebliir. Korkudan bugün gittim, çocuğu okuldan aldım,  Taksim'e yürüyerek gelmesini istemiyorum, ne olur ne olmaz. Yani ben de korkuyorum, ama buna rağmen ölümü kutsallaştıramayız, buna hakkımız yok, diyor öteki.


Kadınların yüzleri İstanbul'a dönük. İstanbul'un yüzü endişeye, paniğe, mateme.
Yaşamı düşünmek, yaşamı istemek, balkonlarımızda açan çiçeklere sevinmek çok mu görülecek artık bize?  
Ülkemi anlatmaktan, onu anlatacak kapıyı açmaktan korkuyorum. Kötü kokan şeyler, onları yazmak kolay değildir. Yine de... Bu korkuyu yenebilmeli, bir yerlerden başlayabilmeliyim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder